Çok kısa bir sürede 300.000 ziyaretçi birmilyon'a varan sayfa gösterimi ile www.hurrem.net hizmetinizde olmaya devam ediyor. Teşekkürler Türkiyem
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
Onlar genellikle Habeşistan ve Orta Afrika'da daha çocuk yaşta iken çeşitli yollarla esir tüccarları tarafından elde edilirlerdi. Ardından ve belki de ne olduğunu dahi anlamadan bir operasyonla hadım edilirlerdi. Ancak aşağılık insanlar elinde yaşama ve üreme zevklerini körelten bir ameliyeden geçmenin, kendilerine ne gibi hür ikbal kapısı açtığını da elbetteki bilemezlerdi. |
|||
Harem kadınlarının yükselebilecekleri en yüksek makamdır. Görevleri padişahların hizmetlerini görmek , padişahın günlük işleriyle uğraşmak, yemeği hazırlamak şeklinde sıralayabiliriz. Bu kadıların aralarındaki rütbeler şöyledir; |
|||
Harem-i Hümayûn’un En İtibarlı Hanımı VALİDE SULTAN Valide Sultan’ın arabası has fırın kapısının önüne ulaşınca padişah, vakarlı adımlarla yürüyerek gelir, annesini iki veya üç temenna ile selamlar ve onun sağ taraftaki pencereden uzanan elini öperdi. Bu sırada çavuşlar hep birlikte alkış tutarlardı… Osmanlılarda cülus merasiminden bir kaç gün sonra saray, yeni bir törene daha sahne olurdu. III. Murad Han´ın cülusundan itibaren düzenlenen bu merasim padişahın annesinin Eski Saray´dan alınarak Topkapı Sarayına nakli hadisesidir. Valide Alayı ismi verilen bu tören şu şekilde gerçekleşirdi. |
|||
Birinci kısım hemen herkese açık olan ve hizmet birimlerinin bulunduğu alan. İkinci kısım günümüzde biletle girilen ve mutfakların, kubbealtının, has ahırların olduğu kısım. Buraya Birun deniliyor. Üçüncü bölüm ise tamamen padişaha ait özel bir alan olduğundan harem-i hümayun olarak adlandırılıyor. Bu kısım da iki bölüme ayrılıyor. Birincisi padişahın hanımlarına, annesine ve cariyeler kısmına ayrılmış olan haremlik denilen bölüm, diğeri ise selamlık kısmı diyebileceğimiz padişahın dış hizmetlerini gören erkekler bölümü. İşte bu bölüme Enderun adı verilir ki çok fonksiyonlu, o zamana kadar hiçbir sarayda görülmemiş, fevkalade ileri düşüncenin ürünü olarak teşkilatlandırılmış ve belki de devlete hareket ve hız kazandıran en önemli organı olmuştu. |
|||
Ger derse Fuzuli ki güzellerde vefa var Aldanma ki şair sözü elbette yalandır Son yılların popüler edebiyat ve romancısı Prof. Dr. İskender Pala Bey’in tarihi bir romanı daha okurları ile buluştu. Romanın ana kahramanlarının Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail ve Taçlı Hatun oluşu ise muhakkak ki esere olan ilgi ve alakayı kat be kat artırdı. İskender Bey’in televizyonlarda çıkmadığı TV kanalı herhalde kalmadı. Bunlardan bir tanesini ben de dinlememiş olsaydım belki romanı okumayacak ve belki bu yazıyı da kaleme almayacaktım. Ancak orada bir değerlendirme yaparken üç cümlede dört büyük hataya düşmesi ilgimi çekti. Bu defa roman hakkında bir değerlendirme yapmama da yol açtı. |
|||
Hala Sultan’dan Mehmetçik’e, binlerce şehide mâlolan kadim bir İslâm beldesi…
“Bir vilayet eskiden Müslüman mülkünden iken sonradan, düşman ele geçirip medrese ve mescidlerini harap bir duruma düşürse… Eskiden yapılan barış antlaşması İslâm şeriatına göre böyle bir beldenin fethine engel olur mu? Beyan buyrula!” “El cevab: Allah bilir; asla engel olması ihtimali yoktur…” Şeyhülislam Ebüssuud Efendi |
|||
"Kanunlar yürüdükçe devlet zeval bulmaz" Yavuz Sultan Selim'in sorusunu cevaplandıran Pîrî Mehmed Paşa, devamla şöyle diyordu: "Ama, evlâtlarınızın hilâfetleri zamanında akılsız veziriazamlar tayin edilip rüşvet kapıları açılır, rütbe ve makamlar ehil olmayanlara verilir, devlet işlerinde kadınların hükmü yürürse, o zaman bu devlette karışıklık ve düzensizlik hüküm sürer." Sene 1514. Osmanlı ordusu, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Çaldıran ovasına varıp İran-Safevî kuvvetleri ile karşı karşıya gelmişti. Yavuz Sultan Selim Han, burada hemen harb meclisini topladı. |
|||
İÇOĞLANLAR İçoğlanı koğuşlarında disiplin son derece sıkıydı. Yatıp kalkma, çalışma ve dinlenme zamanları dakika şaşmazdı, içoğlanları, Enderûn-ı Hümayun Mektebinden aldıkları terbiyenin mükemmelliği sayesinde Osmanlı Devletine uzun yıllar sadakatle hizmet ettiler. |
|||
CEHALET Mİ İHANET Mİ? Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’in Yazısı… Cehlin ol mertebesi sehl olmaz Ta kesbsiz bu kadar cehl olmaz Muhteşem Yüzyıl dizisi açıkçası çok büyük tartışmalarla başladı. Bazı tanıdıklarım, dostlarım hemen fikirlerimi sordular. Parça bütünün habercisidir, sözünün gereği olarak daha fragmanından neticenin ne olacağı belli oldu ise de dizinin birinci bölümünü yani ana parçayı izlemeden bir fikir serdetmeyi uygun bulmadım. NTV’de Banu Güven’in konuğu olan senarist Meral Okay, Muhteşem Yüzyıl’ın senaryosu üzerinde çok çalıştığını şu sözlerle anlatıyordu: “İki-iki buçuk yıldır çalışıyorum. Tarih sever bir insandım. Bu proje oluşmaya başladıktan sonra ciddi sayıda kitap ve tarih danışmanlarının bana refere ettiği kaynakları, binlerce sayfayı bir tarih doktora öğrencisi gibi okudum. Önemli bir diyalog yazarken hala satır satır dönüp danışmanlara soruyorum. Üç kere yazdım senaryoyu”. |
|||
İlk Osmanlı padişahlarının kızlarına hatun denilmekte iken Fatih Sultan Mehmed döneminden itibaren Sultan denilmeye başlanmıştır. |
|||
Bir kısım yazarlar padişahların harem hayatını bir sefahet ve gayr-ı meşru eğlence hayatı gibi takdim etmeye çalışmaktadırlar. Bunların dayandıkları mehazlar genelde Avrupalı gözlemcilerin, gezginlerin, düşünürlerin hayal ürünü eserlerdir. Osmanlı Tarihinin ve özellikle hanedanın en çok tartışılan konuları arasında padişahların aile hayatı gelmektedir. Bir kısım yazarlar padişahların harem hayatını bir sefahat ve gayr-i meşru eğlence hayatı gibi takdim etmeye çalışmaktadırlar. Ancak bunların dayandıkları mehazlar genelde Avrupalı gözlemcilerin, gezginlerin, düşünürlerin hayal ürünü eserleridir. Haremdeki aile hayatına dair tasvirler Osmanlılar hakkındaki kitapların satışına çok açık bir biçimde yardımcı oluyordu. Bu sebeple bu tip anlatım ve tasvirler eserlerde abartılı bir biçimde yer bulabiliyordu. Nitekim günümüzde de bir padişahın hanımını konu edinen ve cinsel fanteziler üzerine kurulu romanlar daha fazla rağbet görebilmektedir. |
|||
Harem lûgatte korunan, mukaddes ve muhterem yer anlamına gelir. Ev, konak ve saraylarda genellikle iç avluya bakacak bir şekilde planlanan, kadınların yabancı erkeklerle karşılaşmadan rahatça günlük hayatlarını sürdürdükleri kısımdır. Burada yaşayan kadınlara da harem deniyor olması, İslamiyet´in bu bölümlere, özellikle hane kadınlarıyla belirli bir kan bağı dışında kalan erkeklerin (nâmahrem) girişini yasaklamasından kaynaklanır. |
|||
Kudret ve şahsiyet kaynakları ışığında: Fatih kimdir! Zülüfünün zencirine bend eyledi şahım beni; Kulluğundan etmesin azad Allah'ım beni. Fatih Sultan Mehmed Zihniyeti ve tabiatı itibariyle hamleci bir ruh... Terakki ve tekamülden zevk alan bir hakan... Nefsini ehline teslim etmiş bir derviş... Tıpkıaskerî fetihleri gibi, ilim adına açtığı savaşta da bir şeyhler, dervişler, âlimler, edibler, sanatkârlar ordusu kurmuş ve bu kutlu orduya da serdar olmuştu. |
|||
Sitemizde arama yap |
||
|
|
Anket |
||
|
|
Son yorumlar |
||
|







